Gündemin önemli başlıklarından biri; “HDP kendi Kürt (sol artı muhafazakar) oylarıyla mı barajı geçti, emanet oylarla mı?” Topa girenlerin “kibirli” yorumları can sıkıcı. Bu iki parçadan biri eksik olsaydı, HDP’nin barajı aşması ya da aşmaması ucu ucuna gerçekleşecekti. Bu açık.

HDP’nin Güneydoğa’da muhafazakarlardan aldığı oy, özellikle milletvekili sayısında muazzam oynama yarattı. Ama Diyarbakır ve kısmen Van dışında, sayısal olarak verilen katkı çok sınırlı. Batı’nın oyları ise milletvekili sayısında ağırlığı kadar etkili değil. Antalya gibi prestijli birkaç yerin önemi ayrı tabii. Ama İstanbul’daki yüzde 1 ile, Şırnak’ın yüzde 20’si “sayı olarak” bir değil.  Yani bu ikisi karşıt değil, birbirini besleyen unsurlar.

Tartışmanın büyük nedeni, Parlamento’da oluşan HDP grubunun oy aldığı bu ana kesimleri değil, daha çok azınlıklar, liberaller, sosyalistler, insan hakları savunucuları gibi sayısal etkisi sınırlı kesimleri daha çok yansıtıyor olması. Bu nedenle “asli unsurların” ara sıra bu tür çıkışlar yapacağı bir ön kabul olarak ortaya konmalı.

Görünen HDP’nin zaten kendi “asli” karmaşık yapısına liberaller ve emanetçiler diye 2 unsur katarak ve tabii “muhafazakarların gücünü arttırarak” zorlu bir dönemin eşiğine geldiği.

HDP milletvekili Altan Tan ve hemen ardından Kandil’in yaptığı, “aslında CHP’den gelen emanetçilerin etkisi bu kadar fazla değil” temalı açıklamalar da temelde HDP’yi oluşturan “asıl Kürt ağırlıklı koalisyonun” güçlü ortaklarının kendini hatırlatması.

Dün PKK’nın yaptığı “iddia edilen” saldırıyı Kandil’in açıklamasıyla beraber okumak mümkün. Ama ben provokasyon olduğunu düşünüyorum. PKK henüz açıklamanın ötesine geçecek bir noktada değil. Ve uzun yıllar “gazeteci” olarak kurduğum ilişkilerin bana verdiği intiba “politik yönelimleri” çok derin analiz eden PKK yönetiminin, son yıllarda son tercih olarak gördüğü “silahla mesaj” seçeneğine bir süre daha ihtiyaç duymayacağı.

Kandil’in mesajı açık. Evet, emanetçiler ve liberaller HDP’ye bir ivme kazandırdı. Ama asıl olan, bu hareketi doğurmuş, büyütmüş, bedel ödemiş kişilerdir. Ve PKK’nın silahlı mücadelesi ya da bu tehdidi olmadıkça masada elimiz-eliniz daima eksik kalacaktır.

Altan Tan’ın durumu daha farklı. Bir kere liste dışı kalmışlığının da etkisiyle “kendi yerini ve konumunu sağlamlaştırmak” gibi bir motivasyonu var. Bu motivasyon bağnaz kafasıyla bir araya geldiğinde, onu “HDP’nin henüz içselleştiremediği” yeni yapısıyla tezat, sıkıntılı görüşlerin adresi yapıyor. HDP’nin milletvekili tablosunun “muhafazakarların gücünü” çok da yansıtmadığı açık. Altan Tan’ın bir misyonu da, bu yeni büyük tabanı HDP yöneticilerine hatırlatmak.

Bir parantez açmam lazım. Özellikle güneydoğudaki Kürtler için dindar yorumları sıkça yapılıyor zira. Ama dindarlar ayrı. Bu profili çizenler zaten Hüda-Par çizgisinde yerlerini almış durumdalar ve nüfus içindeki oranları çok da fazla değil. Bence doğru tanım “dindar” değil, “erkek egemen ve aşırı muhafazakar bir ahlak yapısına” sahip oldukları. Aşiret köklerinden de beslenen çok katı bir yorum bu. Yoksa günlük hayatlarındaki ibadet rutinleri, “bacı” çerçevesinde konumlandırdıkları kadın erkek ilişkileri, alkol kullanımına bakışları gibi bir dizi noktada “dindar” bir profil çizmiyorlar. En önemlisi de dindar bir yaşam biçimini dikte etmek gibi bir dertleri olmaması. Tam tersine hayattan zevk alan ya da almaya çalışan insanlarla dolu bir coğrafya orası.

Bu muhafazakar anlayış, “batıdaki laik profille” zaten çatışıyordu.  Altan Tan ve henüz bilemediğimiz diğer bazı isimlerle birlikte bu tartışma daha da kitleselleşecek elbette. Batıdaki laik Kürtler, liberal ve emanetçilerle birlikte ciddi bir güç kazanmış hissediyorlar kendilerini zira. Yandaş ve ulusalcı-milliyetçi çizgideki basının bu isimlere her fırsatta mikrofon uzatacağı, onların da bu fırsatı tepmeyeceği uzun süredir belli. Diğer partilerdeki “bağnaz” bazı isimlerle mazeret üretmek uzun dönemli bir politika değil.

Sosyalist sol ekseninde yıllardır devam eden ideolojik tartışmanın bir süredir HDP yapısı içindeki çerçevesi, zevkle takip ettiğim, ama bugün tartışma ekseni ötesinde etki yaratmaya aday bir başka konu. HDP şu anda “radikal demokrasi” dediğimiz, sınıf kimliğinin ayrıcalığı yerine toplumsal kimlikleri temel alan bir yaklaşımı öne çıkartıyor.  Bu yaklaşım Emek Partisi’nin HDP yapısından ayrılmasıyla sonuçlanmıştı. (Emek partisi hala HDP ile ortaklık yapıyor tabii, sadece içinde yer almıyor artık). Ya da ÖDP’nin kendini dışarıda tutması, açıkça destek vermemesi yine bu çerçevede ele alınmalı. Bu tartışma Parlamenter temsilin ve görünürlüğün artmasıyla birlikte önümüzdeki dönemde daha sık ortaya çıkacak.  HDP içinde ağırlıklarını giderek arttıracağı görünen liberallerin, bu tartışmaya katkıları da büyük olacak. Liberallerin kimlik siyasetinin kurumsallaşması yönünde yapacakları katkı, bu kimlikler içindeki eşcinseller, gayrı-müslimler, aleviler söz konusu oldukça “muhafazakar unsurları daha fazla rahatsız edebilir.

Sosyalist solu oy ağırlığı olarak ele almak büyük bir hata. Ama HDP ve hatta CHP içindeki yöneticilerin zihniyetine etkileri anlamındaki güçleri çok büyük.

HDP yönetimi gerçekten ince bir çizgide politika yapmak zorunda. Muhafazakar doğuyla “göreli” laik batıyı, liberal ve emanetçilerin de devrede olduğu bir noktada, bir arada idare etmek zor bir iş. “Anti-Erdoğan ve “Kürtlerin temsili” başlıkları, bir sonraki seçimde bu ölçüde birleştirici unsurlar olamayabilir.

AKP’nin bugüne kadar özellikle sosyal yardımlarla kendine bağlı tuttuğu “muhafazakar Kürt” seçmene karşı takınacağı tavır da yine önemli bir etmen olacak. Gelen sinyaller, Erdoğan’ın “kindar” yaklaşımının ön plana çıkabileceği yönünde. HDP’nin içeriden ya da dışarıdan destekle etkisini hissettiremeyeceği her iktidar modeli (AKP-MHP mesela) sosyal yardımları keserek muhafazakar Kürtleri cezalandırıcı bir uygulamayla HDP’yi zorda tutma yolunu seçebilir.

HDP’nin bu politik satrançtaki hamleleri, Türkiye’nin geleceği için çok hayati olacak.

AKP otoriterizmi ve yüzde 10 barajı, HDP’ye şimdilik görkemli bir zafer tattırdı. Seçim barajının indirildiği bir ortamda, bu koalisyonun ne kadar yaşayabileceği gerçekten merak ettiğim bir soru. Yanıt, bu geçiş döneminde şekillenecek gibi.

Bu habere katkı yapın