TRT’den bir arkadaşım aradı.  Yeminli Erdoğancılardan.

Gördün mü?” dedi.

Neyi?”

2010 yılı listesi iyice açığa çıktı. Biri tutuklandı. Diğerleri de korku içinde.”

Sayın Valim iyice telaşlanmıştır şimdi” dedim.

TRT’yi cemaatçilere o teslim etti. Telaşla kalmaz umarım” dedi.

Hadi sen neyse de, sizin diğerleri onu satarsa çok dalga geçeceğim” dedim.

Benim işimi kişisel sanmışlardı. Şimdi anladılar öyle deme” dedi.

Hala Erdoğan, hala Erdoğan” dedim.

İnadına devrim ” dedi.  Kahkahamı engelleyemedim. Vakti zamanında Erdoğan devrimciliği konusunda epey bir atışmışlığımız vardır zira.

(TRT’deki çoğu kişi kimin aradığını anladı muhtemelen ama TRT’ci olmayanlar için küçük bir açıklama. Arayan kişi cemaatin “AKP’li olmasına rağmen” sürdüğü biri. Ve o dönemde bile, cemaate büyük muhalefeti vardı)

İsim isim konuştuk.  Çoğu ben TRT’den ayrıldığımda girdiği için hiçbir fikrim yok. Ama bir kısmı “hadi ya” dememe neden oldu. Bir zamanlar “dağa taşa Ecevit” yazdığı günleri anlata anlata bitiremeyen adamların “muhafazakar geçmişleri”, “maklube lezzeti bilgileri” ve “28 Şubat” anıları gerçekten şaşırtıcı oluyor, şaşırmamak elde değil hala.

Son tutuklananlardan biri TRT’de resim seçici olarak çalışıyormuş. Onunla birlikte aynı listeyle TRT’ye giren diğerleri de paniktelermiş. Soruşturma derinleşiyormuş. Hatta aralarında iki de müfettiş varmış. İzler doğruluğunu görürüz yakında.

2010 listesi, gerçekten yazılı bir liste mi bilmiyorum. Bir kağıt ya da mail formu varsa çoktan ortadan kaldırılmıştır. Zaten kastedilen o dönemdeki atamalar. Yani özellikle TRT ‘de “Cemaat’in” yapılanması konusunda simge olmuş bir deyim bu.

Ondan önce ve sonra yapılan pek çok atama var ama 2010 listesi çok aleni. Ve evet, bugün tartıştığımız 2010 yılı KPSS’sini kazananlarla dolu.

Bu listenin o dönemin Genel Müdürü İbrahim Şahin’e bizzat iletildiği çok konuşuldu. Ama doğrudan cemaatin mi, AKP’nin mi ilettiğini bilmek mümkün değil. Zira koalisyon ortaklığında pek de önemli değildi bu.

Hatta o dönem “Cemaat’ten olmak” ya da en azından “Cemaat’ten etkili birilerini tanımak” yükselen eğilimdi”. (Şimdilerde açığa alınmış ve soruşturmaların gölgesindeki kişiler, bir zamanlar yanlarına yaklaşmak için taklalar atan, maklubeli sohbet anılarını paylaşan 28 şubat mağduru!!! bu adamların şimdilerdeki halinden ders çıkarıyorlardır umarım. Biz çıkardık dağ taşa değil uzaya Ecevit yazmış olsalar kurtarmaz bundan sonra. )

Ve şimdi. Evet, işler değişti.

Kim paralel, kim değil, sadece bir yerin işaretine, bir iddiaya bağlı.

AKP’nin pek çok bürokratının paniği bu nedenle. Muhtemelen Sayın Vali’m İbrahim Şahin de aynı durumdadır. En azından ben istifa edip Al-jazeera’ya geçtiğimde “kaçıp kurtuldun” derkenki özgüveninin olmadığından eminim.

Vakti zamanında Cemaatin yeri göğü inlettiği, güya “askeri vesayete karşı” savaşını tüm gücüyle yaptığı, savcılarının Erdoğan olduğu dönemde ellerine verilen listeler hepsini titretiyor bugünlerde. Kimler paralel dönemini, bunları kim nasıl atadı dönemi takip edecek hiç kuşkusuz. Üstelik bu atamaların birçoğunun yönetmelikler zorlanarak, hukukun arkasından dolanarak yapılmış olması durumlarını iyice zorlaştıracak.

Mesela TRT’ye sesçi kadrosuyla girip, göz altıları henüz olmadan bilen ve hemen ardından birkaç aylık tecrübeyle TRT haberin editörlüğü yapan arkadaşlar bizlerin malumu. (Dip not 1’e bakınız)

Bu kişileri cansiperane savunan dönemin Genel Müdürü’nün açıklamaları da hala internette.

Sen bunları nasıl aldın, nasıl ve niye teknik bir kadrodayken muhabir olarak çalıştırdın, niye onu açık açık savundun” diye sorarlarsa ya adama?

TRT sadece benim bildiğim örneklerle dolu.

Benzeri olaylar hemen her kurumda var.

Yani AKP’nin her bürokratı “potansiyel bir paralel“.

Onlara yaltaklanmak için takla atanları da yanlarında götürmeleri an meselesi.

Burada atlamamak gereken bir nokta daha var. Aslolan kişileri yargılamak değil. Sistemi, daha doğrusu sistemi bu hale getirenleri es geçersek yarınlar ve umut sözcüklerini sadece seçimlere sıkıştırdığımız boş bir laf olarak kullanmaya devam ederiz.

Kısacası…

“Koş Sevim. Çekirdekleri de getir. Daha neler neler olacak” diyemiyorum. Çünkü şu anda sürdürülen savaşın, sistemi iyice çökertmesi kaçınılmaz.

Benim savaştığım “paralel devlet“, cemaat yapılanmasının ötesinde, “kişileri yargısız infazlar karşısında savunmasız bırakan, gücün karşısında eğilip bükülenlerin kazandığı, hak edilmişliğin değil, korku ve birilerinden olmanın kutsandığı bir devlet zira…

 

 

Dip not 1, bu olacakları önceden bilen muhabirlere ilişkin. O zaman da iddia ettim, teoride bir gazetecilik başarısıdır bu, birinin gözaltına alınacağını öğrenmek, kaynaklarla ilişkiler, haberi atlatmak. Ama gerçek gazeteciler bir amaç doğrultusunda, sadece bir kaynaktan değil,  her türlü kaynaktan beslenebilenlerdir. Cemaat ve uzantıları gücünü yitirince kaynaksız kalan kişiler, pek de gazeteci sayılmaz nazarımda.

Dip not 2, bu yazı elbette dava konusu olabilir. Ama sanmıyorum. Dava edecek kişi ya da kişilerin o dava sürecinde paralel yapıyla ilişkilerinin sorgulanmalarını istemeyeceğini düşünmekteyim. sayın Bülent Arınç’ın dediği gibi, sorulara yanıtlar vermeleri gerekebilir 🙂

Dip not 3, bu savaşta, 2010 listesinde yer alanlar dahil, gerçekten bu kadroları hak etmiş kişilerin yara alacak olmaları beni sadece üzüyor. Devletin çivisi çıkarıldığında, yasa ve yönetmelikler harcandığında kurunun yanında yaş da yanıyor maalesef. Bu arkadaşlar üzerlerine alınmasın lütfen. Gerçek paralel devletle mücadelenin önemini en iyi onlar biliyor artık.

Bu habere katkı yapın